ABD'de bir camiye ilk defa mahya asılacak Merter Platformu Yüzlerce Kütüphane Oluşturma Hedefi Koydu ABD'de öldürülen 3 Müslüman genç defnedildi Neden susuyorsun Cinayetin nedeni "park sorunu"ndan fazlası Katar: Hamas bir terör örgütü değil Gazze'de İsrail karşıtı gösteri İranlı Sünni Alim: Sünnileri devrim kutlamalarına katılmaya çağırdı Görmez: Camilerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz Hasan El Benna'nın torunu: Teslim etmeyin idam edecekler Ahmedinejad: Türkiye ve İran el ele vermesi gerekir ABD'de 3 Müslüman genç öldürüldü

Kırım Savaşı'nı Kudüs'teki "Kutsal Yerler" başlatmıştı

Fakat Çar I. Nikola’nın ültimatomları ile gelen Rus Elçisi Prens Mençikof, kısa zamanda sergilediği küstah tavırlarla, İstanbul’a sorunun çözümü için değil, aslında olası bir savaşın fitilini ateşlemeye geldiğini açıkça gösterdi.


Kırım Savaşı öncesinde Rusya, "Sıcak denizlere inme” ve "Boğazları kontrol altına alma” hedefiyle "Hasta Adam” Osmanlı’nın defterini dürmek için harekete geçti. Savaş için yeni bir bahane üretmek adına Rus Çarı I. Nikola, Ortodoksluğun ve Doğu Hıristiyanlığı’nın koruyucusu olduğu iddiası ile "Makamat-ı Mübareke” yani "Kutsal Yerler” sorununu gündeme getirdi.

"Kutsal Yerler”, Kudüs’te bulunan Hz. İsa’nın doğduğu Beytü’l-lahim mağarası ve kilisesi, Kamame Kilisesi, Kutsal Mezar Kilisesi gibi yerlerdi. Bu yerlerde çeşitli Hıristiyan mezheplerinin ayin ve ibadet hakları olmakla beraber, anahtarlarının muhafazası ve hizmetlerinin görülmesi gibi işler Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren "Katoliklere” bırakılmış durumdaydı. "Rum Ortodoks Kilisesi” ise bu hakları ilk kez 1634’te elde etti ve o tarihten itibaren iki mezhep arasında bu mekanlar için bir mücadele başladı.



Asıl mücadele "Katolik” ve "Ortodoks” mezhepleriyle, bu mezheplerin hamileri geçinen Fransa ve Rusya arasında olmakla beraber konunun Avrupa siyaseti bakımından sahip olduğu önem dolayısıyla İngiltere ve Prusya gibi "Protestan” devletler de alakadar olmak lüzumunu hissetti ve 1845’te İngiltere, Kudüs’te bir Protestan Kilisesi’nin kurulması hakkında padişahtan bir ferman almayı başardı. 1853 yılına gelindiğinde siyasi tarihe "Kutsal Yerler, Makamlar Meselesi” olarak geçen bu konuda İstanbul’da tam bir diplomatik ağız dalaşı başladı. Sözü geçen yerler üzerindeki tartışmada Katolik cemaatlerin mi, yoksa Ortodoks cemaatlerin mi öncelikli olduğu konusunda Rus diplomatlar, Kırım’ı kaybettiğimiz 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’na dayanarak Ortodokslar, Katolik dünyasının lideri Fransız diplomatlar ise 1739 Belgrad Antlaşması’na dayanarak Katolikler üzerinde himaye ve haklar ileri sürüyor, her iki tarafta birtakım fermanları referans gösteriyordu.

İşte kendini bütün Ortodoksların hamisi olarak gören Rus Çarı I. Nikola, "Kutsal Yerler” meselesinin bir an önce çözüme kavuşturulmasını bahane ederek Ortodokslar üzerinde hakimiyetini kabul ettirmek için Deniz İşleri Bakanı, Baltık Donanma Komutanı, Finlandiya Genel Valisi, Amiral unvan rütbelerini taşıyan Prens Mençikof’u kalabalık bir maiyetle yola çıkardı. Prens, 28 Şubat 1853’de, bir elçi-diplomattan ziyade adeta bir "Fatih” edasıyla, büyük tantana ve debdebe ile İstanbul’a ayak bastı. Fakat Çar I. Nikola’nın ültimatomları ile gelen Rus Elçisi Prens Mençikof, kısa zamanda sergilediği küstah tavırlarla, İstanbul’a sorunun çözümü için değil, aslında olası bir savaşın fitilini ateşlemeye geldiğini açıkça gösterdi. Osmanlı bürokrasisi ve teşrifatına kabadayılık eden Prens Mençikof, Sadrazamı aşağılamak için kendisini günlük elbisesiyle ziyaret etti. Görüşmek için kendisini bekleyen Rus karşıtı Dışişleri Bakanı’nı es geçerek istifasına neden oldu.



10 gün sonra padişahın huzuruna kabul edilen Prens Mençikof, 16 Mart 1853’te Osmanlı Hükümeti’ne "Kutsal Yerler Meselesi”nin Rus siyaseti ve çıkarlarına göre çözümü için nota mahiyetindeki bir mukavele projesi verdi. Peş peşe sıralanan Rus notalarının sonuncusu ise beş gün süreli bir ültimatomdu ve özetle şunlar isteniyordu: "Kutsal Yerler Meselesi” bir an önce halledilmelidir, Osmanlı Devleti, Ortodoks Kilisesi’nin imtiyazları hakkında Rusya’ya sağlam ve hiçbir zaman değişmeyecek şekilde güvence vermelidir, Kudüs’e giden Rus tebaasının maruz kaldığı kötü muamelelere son verilmelidir.” Bu ültimatoma son gününde Babaıali’de toplanan 43 kişilik meclisin, 1’e karşı 42 oy ile aldığı kararla ret cevabı veren Osmanlı Hükümeti, "Kudüs’e giden Rus tebaasının şimdiye kadar hiçbir fena muameleye maruz olmadığı gibi bundan sonra da olamayacağını temin etmiş, Ortodoks Kilisesi’nin Fatih devrinden beri haiz olduğu hukuka bundan sonra da riayet edileceği hakkında bütün dünyaya teminat verilebileceğini bildirmiş, Ortodoks Osmanlı tebaası üzerinde Rus himayesinin kabulü demek olan ikinci talebi ise” bağımsızlığa aykırı addetmişti. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde İ.HR-21217-6 fon koduyla kayıtlı bir belgeden anlaşıldığına göre konu hakkında Meşihat Makamı’na da başvurulmuş ve özellikle Ortodoks Kilisesi’nin imtiyazına ilişkin madde başta olmak üzere "Kutsal Yerler Meselesi”nin Rus siyaseti ve çıkarlarına göre çözümüne ilişkin mukavele hakkında şer-i şerifin hükmü demek olan fetva dahi istenmişti.





Maruz-ı bende-i dirineleridir ki

Malum-ı ali-i fetva-penahileri buyrulduğu üzere Rusya İmparatoru tarafından geçende sefaret-i mahsusa ile Dersaadete gelmiş olan Prens Mençikof tarafından bazı metalib dermeyan olunub bunun içinde mehazir-i mülkiye ve milliyesi olmayanlarının beyne’l-devleteyn mevcud olan usul-i müsalemetkariye riayeten bir karara isali kabil olsa da leffen takdim-i savb-ı meşihat-penahileri kılınan …mütalaasından müstefad olacağı vecihle bunun içinde Rumların imtiyazat-ı mezhebiyyesine dair olan fıkranın sefir-i mümaileyhin istediği gibi taahhüd ve temini mazallahü teala hukuk ve şan-ı saltanat-ı seniyeyeye ve hükümet-i celile-i hazret-i hilafet-penahiye dokunacağı cümle indinde müsellem olmasıyla beraber bu mukavele aklen ve mülken muzırrratı müstelzim olan mevad hakkında şer-i şerifin hükm-i alisi bilinmesi dahi iktizay-ı maslahattan olmağla varaka-i melfufede münderiç umur-ı mezhebiyyede hükm-i münif-i şer-i şerifin fetva-yı şerife ile beyan ve işar buyrulması babında emr ü ferman hazret-i menlehü’l-emrindir. Fi 21 …Sene 1269 Mühür

Maruz-ı dai-i kemineleridir ki

İşbu enmile-i zib-i tekrim olan tezkere-i samiye-i sadaret-penahileri müfad-ı alisi rehin-i ikane dayianem olmuşdur. Ve keyfiyet fetvahaneye arz olundukda husus-ı mezkur etrafıyla mülahaza ve mütalaa kılınarak vakt ü hale nazaran nihayet derecede olabilecek müsaade-i şeriyyeyi havi bir kıta müzekkere tanzim olunarak leffen takdim-i pişgah-ı vekalet-penahileri kılınmış ve husus-ı mezkur tedkik olunsa dahi ziyade müzayakaya düçar olacağı rehin-i rütbe-i bedahet olunmuş olmağla ol babda emr ü irade hazret-i menlehü’l-emrindir

Arif Hikmet Fi 27…Sene 1269

Bu karar üzerine görevinin sona erdiğini açıklayan Prens Mençikof, Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki siyasi, diplomatik ilişkilere son vererek 21 Mayıs 1853 günü İstanbul’daki bulunan Rus elçiliği görevlileriyle birlikte şehirden ayrıldı. "Daha sonra Çar I.Nikola, Eflak ve Boğdan’ı işgal etme ve ültimatoma bir kapitülasyon verilmediği takdirde, İstanbul’a abluka uygulama tehdidinde bulundu. Ve 3 Temmuz 1853’te Prens Gorçakov kumandasındaki 50.000 Rus askeri sınırı geçerek” Babıali’nin ültimatomda belirtilen Ortodoksluk hakkında vermek istemediği manevi imtiyaz yerine maddi bir teminat olmak üzere Eflak-Boğdan’ı işgal etti. Bütün bunlar ise Kırım Savaşı’nı başlattı.



Kaynaklar:



İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c.4, İstanbul, 2011. Virginia H. Aksan (Çev. Gül Çağalı Güven), Osmanlı Harpleri 1700-1870, İstanbul, 2011.

2014-03-14 14:32:47
  • Ziyaret: 38780
  • (Suanki Oy 0.0/5 Yildiz) Toplam Oy: 0
  • 0 0