ABD'de bir camiye ilk defa mahya asılacak Merter Platformu Yüzlerce Kütüphane Oluşturma Hedefi Koydu ABD'de öldürülen 3 Müslüman genç defnedildi Neden susuyorsun Cinayetin nedeni "park sorunu"ndan fazlası Katar: Hamas bir terör örgütü değil Gazze'de İsrail karşıtı gösteri İranlı Sünni Alim: Sünnileri devrim kutlamalarına katılmaya çağırdı Görmez: Camilerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz Hasan El Benna'nın torunu: Teslim etmeyin idam edecekler Ahmedinejad: Türkiye ve İran el ele vermesi gerekir ABD'de 3 Müslüman genç öldürüldü

Zübeyde Şakar

Köşe Yazıları

Kadın Dediğin Böyle Olur, Haddini Bil!

Biz Müslümanların dinimizi bir ateistten veya farklı dinlere mensup olanlardan öğrenmemiz ne kadar acı bir durumdur. Bir çoğumuz belki rastlamışızdır; tartışma , sohbet ortamlarında veya sosyal paylaşım sitelerinde zıt görüşlülerin veya ateistlerin Müslümanları en çok alt etmeye çalıştığı konulardan biridir kadın konusu. İslam’ın belki en hassas konularından ve en çok değer verdiği alanlardan biridir "nisa- kadın” mevzusu. Tüm çarpıtmalara ve iftiralara rağmen İslam kadını ayaklar altından alıp başlara taç etmiştir. İslam’ın kadına verdiği hakların daha iyi idrak edilebilmesi için kadının İslam’dan önceki konumuna güvenilir kaynaklardan edindiğimiz bilgiler ışığında bir göz atalım isterseniz.

Örneğin; Romalılarda kadın babadan kocaya aktarılan bir mal hükmündeydi ve dilediklerinde kadını aileden ihraç edilebilirlerdi. Hinduizmde kadının babası, eşi, oğlu veya himayesinde olduğu kişi öldüğünde kadın da hemen öldürülür veya bazen de tanrılara kurban edilirdi. Hindular sınırsız sayıda kadınla evlenirdi.

Yahudiler her sabah " Beni kadın yaratmadığın için hamdolsun " diye dua ederlerdi. Hz. Ademi ilk aldatanın bir kadın olduğunu iddia ederek onu lanetlik bir yaratık olarak kabul ederlerdi.

Hristiyanlar da ilk suçu Hz. Adem’e işletenin Hz. Havva olduğuna inanırlar "Kadın, şeytanın insan ruhuna giriş kapısıdır.” derlerdi. Kiliselerde kadının insan olup olmadığı, onun ALLAH’a ibadet edip etmeme hakkının bulunup bulunmadığı tartışılırdı. Hatta kadının ruhunun olup olmadığı yönünde hararetli tartışmalara girerlerdi. Hristiyanlıkta evlilik kirli bir iş sayılırdı. "Kadın güzelse bundan utanmalı” derlerdi, çünkü bunun fitneye sebeb olacağından korkulurdu. Kadın kocasının iznini almadan sofraya oturamazdı. Kocası izin vermeden konuşursa dayak yerdi . Kadının sözü kendi kızlarına bile geçmezdi. Eski Çinlilerde de durum bunlardan farklı değildi.

İran’da ise kadın alınıp satılan bir eşya gibiydi. Erkek çok sinirli olduğunda herhangi bir şeye sinirlendiğinde karısını öldürebilirdi. Bunun için herhangi bir cezai yaptırım uygulanmazdı. İranlılar adetli kadını evde tutmaz, onu pis sayarlardı. Bu zamanlarında kadını şehrin dışında bir yere hapseder ona yemek götüren hizmetçiler veya aile efradından olanlar kadını pis saydıklarından ağızlarını , burunlarını kumaş parçalarıyla sararlardı. Gene iran’da erkek dilerse annesiyle, kız kardeşiyle, hala ve teyzesiyle evlenebilirdi. Mısır’da Firavunlar da saltanatın ve mirasın bölünmemesi için kendi kız kardeşleriyle evlenirdi.

Arap toplumunda bazı kabileler savaşlarda esir düşer veya düşman kabilenin eline geçerse namuslarının kirlenebileceği endişesiyle kız çocuklarını diri diri toprağa gömerdi. Fakat bu her kabile için geçerli bir durum değildi. Gene Arap toplumunda kadın bir meta gibi alınır, satılır ,eşi öldüğünde kadın bir mal gibi miras kalırdı. Eğer kadının üvey oğlu veya erkeğin yakın bir akrabası varsa kadına hiçbir hak tanımadan onunla evlenebilirdi. Bir kız yetim ve güzelse velisi olduğu kişi onun malına el koymak için onunla evlenirdi. Çirkinse evlenmesine mani olur gene kendi emri altında bulundururdu.

Bütün bu ortam içerisinde İslam gelip kadına ulaşılamaz payeler vermiş ona insan olduğunu hatırlatarak kadının ne kadar kıymet ifade ettiğini göstermiştir. İslam kadına o zamanlarda akla hayale gelmeyecek haklar bahşetmiştir.bugün bile medeni (!) hukuklar kadına bu hakları verememiş çoğu yerde sendeleyip yarı yolda kalmıştır. Aslında kadın Hz. Havva’dan beri kıymetlidir lakin dinden şeraitten uzak erkek egemen toplumlarda kadın bir eşyadan ve maldan öte gidememiştir. Günümüz toplumu da eğer islam’ı yaşamaktan uzaksa kadına hak verdiğini iddia edip aslında onu bir meta olarak kullanmaya devam etmektedir. İslam’ın kadına verdiği sayılamayacak çok haklardan bazıları yukarda zikrettiğimiz hak ihlalleri kapsamında ise şöyledir.

Öncelikle diğer dinlere mensup olanlar (gayr-i Müslimler) cennetten kovulmaya sebeb olan ilk suça Hz. Havva’nın sebeb olduğuna inanır. Bunların aksine, Kur’an ilk suçu Hz. Havva’nın işlettiği yönünde asla bir vurguda bulunmaz. Ortada bir günah varsa bu kadın -erkek her iki tarafında günahıdır. "Derken Şeytan onların ayaklarını kaydırarak içinde bulundukları nimet yurdundan çıkardı. Biz de: "Haydi, dedik, birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin! Siz orada belirli bir süre ikamet edip yararlanacaksız” (Bakara 36)ayeti buna işaret eder.

Zamane toplumlarında çokça tartışılan bir konu da kadın –erkek eşitliğidir. Tartışmalar zaviyesinden bakıldığında evet İslam kadınla erkeği eşitlememiş aynı kefeye koymamış arada adaleti sağlamıştır. Çünkü her iki tarafında birbirine karşı üstünlüğü ve zayıf noktaları vardır. Fark, yetenek ve görev paylaşımındadır. ALLAH Teala kadın ve erkek arasında asılda ve fıtratta fark yaratmamıştır. Kim neyi yapabilecekse , onu vermiştir. ALLAH (cc) ayet-i kerimede "erkek kadından üstündür " demez. "Kimini kimine üstün kıldık” buyurur.(Nisa 34) Misal olarak ; Erkekler bedensel yönden daha güçlüyken kadınlar duygusal yönden daha güçlüdür.Aksini iddia edip "Sünnetullah”ta farklılık oluşturmaya kalkmak ise eblehliktir.
Bir diğer husus yukarda geçtiği vechile eski toplumlarda kadın kocası öldüğünde bir mal gibi başka erkeklere miras olarak kalırken İslam kadına mehir hakkı vermiştir. Nikah esnasında kadına, üst sınırı konmamış bir bedel ödenir, kadın dilerse bunu eşine daha sonra hibe edebilir. Bu kadının hem ekonomik güvencesidir hem de onun kıymetli olduğunun ifadesidir. Hiç mehir belirlenmemiş bir kızın veya kadının mihri ise kendi emsallerinin mihri kadardır.

Önceden yetim kızların malına el koymak için velisi olan kişi onunla evlenirken İslam "Bir de senden kadınlar hakkında fetvâ istiyorlar, de ki onlar hakkındaki fetvâyı size Allah veriyor: Yazılmış hakları olan mirası kendilerine vermediğiniz ve nikâhlamayı istemediğiniz öksüz kızlar hakkında ve mağdur çocuklar hakkında ve yetimlere insaf ile bakmanız hakkında kitabda yüzünüze karşı okunub duran âyetler var, daha da hayra dâir ne yaparsanız şüphe yok ki Allah ona da alîm bulunuyor. (Nisa 127) ayetiyle sınırı belirlemiş, yetim kızlara haksızlık edilmemesi, mehirlerinin verilmesi ve sırf malları için onlarla evlenilmemesi gerektiğini ve onların da erkekler gibi haklarının olduğunu vurgulamıştır.

Çok eşlilik mevzusuna gelince; Kur’an çok eşliliği getirmemiş bilakis sınırsız sayıda kadınla evliliğe sınır getirmiş; içtimai ve ahlaki açıdan zaruri durumlarda 4 eşe kadar ruhsat vermiş, fakat tek eşliliği tavsiye etmiştir. 4 eşle evliliği keyfi durumlar için söz konusu bir ruhsat olarak vermemiştir.

"Yetim kızlar hakkında adâletle muâmele edemeyeceğinizden korkarsanız, beğendiğiniz, hoşunuza giden başka kadınlardan iki, üç ve dört kadın alın. Fakat bunların arasında adâleti gözetemeyeceğinizden korkarsınız o vakit bir zevceyle, yahut sahip olduğunuz cariyelerle iktifa edin. Bu, doğruluktan sapmamanıza daha yakın ve size daha uygundur.(Nisa 3 )

Bu ayette adalet ön planda tutulmuş ve gene tek eşle iktifa edilmesi gerektiği yönünde yol gösterilmiştir. ALLAH (cc) kadınlar arasında adil olunması gerektiğini, hepsinin aynı oranda iaşesinin sağlanmasını, sevgide dahi ölçülü olunması gerektiğini vurgulamış ve bu sağlanamazsa 1 tane almayı emretmiş böylece çok eşliliği zor hale getirmiştir. Ayet-i kerimede dikkat çeken bir nokta ise yetimler konusunun nazar-ı dikkate verilmesidir.Yani burada elleri altında yetim bulunan ve onlarla evlenmek isteyenler için geçerli bir durum söz konusudur, buradaki 4 eşe müsaade özel bir durum için geçerlidir.

Birden fazla evlilik zaruret halinde başvurulacak bir yoldur. Zorlayıcı sebebler (savaş, kısırlık, hastalık) olmadan bunu uygulamak islam’ın emri değildir.Peki İslam neden tek eş değil de 4 eş demiş. Aslında bu ayet ilk eş için de rahmet kapılarını aralayan bir ayettir. Eğer ilk eş hasta veya kısırsa ve tek eşlilik emredilmiş olsa bu ilk eş boşanacak ve toplumda binlerce mağdur kadın olacaktı.

Bediüzzaman bu konuda münazarat isimli eserinde şöyle der:

"Dörde kadar taaddüd-ü zevcat, tabiata, akla, hikmete muvafık olmakla beraber, şeriat bir taneden dörde çıkarmamış, belki sekizden dörde indirmiştir. Bahusus taaddütte öyle şerait (şartlar) koymuştur ki, ona müraat etmekle (uymakla) hiçbir mazarrata müeddi olmaz (hiçbir zarara sebep olmaz). Bazı noktada şer olsa da ehven-i şerdir. Ehven-i şer ise bir adalet-i izafiyedir. Heyhat! Alemin her halinde hayr-ı mahz olamaz.” (Münazarat 69)

Dikkati çeken bir diğer husus, ALLAH (cc) bir çok ayet-i kerimede kadını ve erkeği aynı anda muhatap alır. Kadın insan mı değil mi diye tartışılırken "nisa- kadınlar- diye bir sure inzal buyurmuş , Kur’an’da bir çok kadından konu açmış ; Hz. Meryem’den,Fravunun karısı Hz. Asiye’den, Hz. Zeynep’den, Lut ve Nuh as. ‘ın eşlerinden Hz. Şuayb’ın kızlarından, Sebe melikesinden, Hz. Yusuf’la alakalı kadınlardan, Peygamberin eşlerinden, kızlarından, mü’min hanımlardan bahsetmiştir. Erkeğe helal olan kadına da helal olmuş, erkeğe yasaklananlar kadına da yasaklanmıştır. ALLAH kendi katındaki değeri takva ile ölçmüş "erkek kadından benim nazarımda daha üstündür.” buyurmamıştır. Keza Resulullah (sa) ümmetim derken kadın -erkek herkesi kasdetmiştir. İslam kadına da şahitlik hakkı tanımış, bazı durumlarda bir kadının şahitliğini yeterli görmüştür. (doğum vs.) İslam kadına oy kullanma, görüş belirtme hakkı vermiştir. İslamın ilk dönemlerinde Efendimiz (sa)’in kadınlardan da biat alması bu hakkın bir izharıdır.

İslam’ın kadının göze çarpan diğer hususları da ; kadın da savaşlara katılmış, cihad edmiş, hicret etmiş , şehid olmuş , ilimle meşgul omuş, asr-ı saadette Aişe annemiz gibi bir çok erkeğe yol gösteren bir müfessire , muhaddise, fakihe , yetişmiş. Kadınlar da Resulullah’ın sohbet ortamına katılmış ve soru sormuşlardır.

İslam’ın kadına verdiği haklardan bir tanesi de kocası ölen kadının iddet beklemesidir. Cahiliye toplumunda kadının kocası ölür ölmez bir mal gibi miras kalır kime miras kalmışsa da bu kişi tarafından kendine eş yapılırdı. İslam kocası ölen kadına 4 ay 10 gün bekleme prensibini getirmiştir. Dilerse kadın bu müddetten sonra da evinde kalır ve mirasa sahip olanlar kadının nafakasını temin etmekle yükümlü olurlar. "İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına dört ay on gün beklerler. Sürelerinin sonuna vardılar mı kendileri hakkında marufa uygun olarak yaptıkları şeyde size bir günah yoktur. Allah yaptığınız her şeyin iç yüzünü bilir.” (Bakara, 2/234)

"İçinizden ölüp geriye dul eşler bırakan erkekler, eşleri için, evden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Ama onlar (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların meşru biçimde kendileri ile ilgili olarak işlediklerinden dolayı size bir günah yoktur. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Boşanmış kadınların örfe göre geçimlerinin sağlanması onların hakkıdır. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir borçtur.” (Bakara 240-241) ayetleri bu hakkı bildirir.

Kur’an-ı kerim kocası ölen hamile kadınların ise çocukları doğuncaya kadar beklemesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu hem önceki eşe saygı hem neslin karışmaması hem de kadının duygusal yıpranmışlığına çare olması açısından önemlidir.

İslam iğrenç bir adet olan ve kadının aşağılanmasına ve alınıp satılmasına sebeb teşkil eden menfaat karşılığında muvakkat nikahla birliktelik sağlayan "Mut’a” nikahını yasaklamış , ayrıca sınırsız sayıdaki boşama keyfiyetini iptal edip buna sınırlama getirmiştir. Bir erkek eşini ancak 2 kez boşadığında tekrar boşadığı eşle evliliğe geri dönme şansı vermiş artık 3. de kadına, başka biriyle evlenip boşanmadan veya sonraki eşi vefat etmeden eski kocasıyla evlenme yasağı getirilmiştir. Böylece evlilik gibi toplumun temeli olan bir müesseseyi sağlam temellere bina etmiş, erkeğin keyfi davranışlarına sınırlama getirmiştir. Kadını ALLAH (cc) böylece kendi korumasına almıştır. Ayrıca nikah esnasındaki anlaşmayla kadına da bir boşanma hakkı vermiş kocasıyla anlaşamayan kadına "hull” yanı belirli bir miktar karşılığında eşinin kendisini boşamasını teklif etme hakkını vermiş, kadının keyfi olarak ezilmesinin önüne geçmiş, kadını bir nevi köle olmaktan muhafaza etmiştir.

İslam, kadının insan olup olmadığı tartışılan zamanlarda bir can simidi gibi onu karanlıklarda boğulmaktan kurtarıp ona söz ve miras hakkı vermiş bunu sınırsız adalet anlayışıyla ihsas etmiştir. Kadına şiddeti yasaklamış, kadının sadece ahlaksızlık yaptığı ve haddi aştığı durumlarda son çare olarak hafifçe izzet-i nefsine dokunacak şekilde dövülebileceğini öngörmüştür.

"Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.' Saliha kadınlar, gönülden (Allah'a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür. (NİSA 34) ayeti bu sınıra işaret eder.

Bu yazımızda ele aldığımız her bir konu ayrı bir yazıya mevzu olacak kadar ayrıntılıdır ve üzerlerine onlarca kitap yazılmıştır. Biz sadece genel hatlarıyla derli toplu bir şekilde ele almaya çalıştık. Gayret ve azim bizden tevfik yüce Yaradan’dandır.
2013-07-07 16:00:01
Okunma Sayısı: 37157
Yasal Uyarı: Alem-i İslam yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Yazarın Önceki Yazıları: