ABD'de bir camiye ilk defa mahya asılacak Merter Platformu Yüzlerce Kütüphane Oluşturma Hedefi Koydu ABD'de öldürülen 3 Müslüman genç defnedildi Neden susuyorsun Cinayetin nedeni "park sorunu"ndan fazlası Katar: Hamas bir terör örgütü değil Gazze'de İsrail karşıtı gösteri İranlı Sünni Alim: Sünnileri devrim kutlamalarına katılmaya çağırdı Görmez: Camilerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz Hasan El Benna'nın torunu: Teslim etmeyin idam edecekler Ahmedinejad: Türkiye ve İran el ele vermesi gerekir ABD'de 3 Müslüman genç öldürüldü

M.İbrahim Özsarı

Köşe Yazıları

Otobüs Yolculuğuna Tutulan Mizah Aynası

Yine bir pazar gecesi… İlkokulda verilen hafta sonu ödevlerini, pazar geceleri yetiştirmeye çalışmanın verdiği pazartesi sendromunu yaşamaktaydım. Yatağa kendimi ne kadar geç atarsam, bu sendromun daha kolay üstesinden geleceğimi düşünüyordum. Pazartesiye ne kadar geç girersem o kadar iyi olacağı psikolojisi hâkimdi bende. Olan olmuştu sonunda… Acı bir gerçek olan pazartesi sabahı gelmişti. Ve saatlerin gösterdiği ibreler doğru ise geç kalmak üzereydim. 5 dakikaiçeresinde evden çıkmalı ve durağa koşarak bir rekorumu daha kırmalıydım.

Durağa vardığımda aşina olduğum bir durumla karşı karşıyaydım. Otobüsleri geçtim, durağa girmek için bile sıra vardı. Ee tabi durakta benimle aynı durumu yaşayan birçok öğrenci arkadaş… Nereden mi anladım? Tabi ki yüz ifadelerinden ve saç modellerinden. Bu sıralar bu saç modeli bayağı moda olmuştu. Şekilsiz, darmadağınık, yataktan kalkıldığı gibi bırakılan bir model... Ama itiraf etmeliyim ki oldukça havalı duruyordu. Çünkü tüm öğrenciler böyleydi. Durakta herkes saatine bakıp yüz ifadelerinden de anlaşılacağı üzere yetişme planları yaparken yolunu gözlediğimiz otobüs uzaktan bir şahin gibi süzülmekteydi. Tabi arkasında çıkan kara dumanı saymazsak… Duman demişken, yanlış anlamamak lazım. Araç, çevre dostuydu! Üzeri yeşil boyalıydı ve her yerinde papatyalar vardı. Yani anlaşılacağı üzere şahin otobüsümüz gerçek bir çevre dostuydu(!)

Otobüs gelir gelmez büyük bir grup ön kapıya doğru hücum eder… Önden binilemeyeceği anlaşılınca da orta ve arka kapılara yüklenilir. Ön kapıdan otobüse binmeye çalışan insanlardan hep aynı sitemli sözler duyulur: "Ya arkadaşım ilerlesenize! Arkalar bomboş, ilerleyin biraz!” O otobüsler hiç dolmaz zaten! Hele bir de o araç özel halk otobüsüyse hayatta dolmaz! Şoförden muavine doğru "Len muavin hissediyorum olum, ilerde boş yer var!” bakışı atılır. Buna karşılık muavin de koltuğunun arkasındaki küçük camdan kafasını ve sol kolunu çıkarır. Arkadan ve orta kapıdan binecekleri, el hareketleri ve verdiği talimatlarla bir kamyona mal yerleştiriyormuş gibi itinayla yerleştirir. "Ablacım ayağını biraz daha içeri sok bakayım! Kardeş, sırtındaki çantayı eline al kapı kapanmayacak! Kaptaaan! Kapıyı kapat!” Güç bela arka kapıdan binebilmiştik. O andan itibaren, arkadan binenler için kısa süreli bir vicdan muhasebesi başlar: ''Akbili göndereyim mi göndermeyim mi?'' İlk hamle olarak el cebe atılır, akbil tutulurve gönderme işlemi başlar. Ama içinden bir ses der ki: ‘’Ya gönderdiğimde akbil geri gelmezse? Neyse daha sonra bir tane fazla basarım. Ama unutursam da kul hakkına girmiş olurum...’’ nev'inden düşüncelerle kişi sağ ve soldaki iki melek arasında gidip gelir.

Yolculuk esnasında kaptan da devamlı dikiz aynasından bakar ve "Arka taraf boş, ilerleyelim gençler!” diyerek telkinde bulunur. Şunu anlamış değilim: Bizim dibimizde olup da göremediğimiz boşluğu, kaptan dikiz aynasından nasıl görüp de söylüyor? Sonra tabi o olayı da çözdüm. Dikiz aynası tümsek ayna olduğundan görüntü zahiridir (yalancı) ve olay bundan ibarettir.

O gün boşluk kelimesinin kullanılacağı en son yerdi arka taraf! Dört tarafım insanlarla çevrilmişti. Tutunacak yer bulamamıştım, gerçi tutunmaya gerek yoktu. Olabilecek ani bir frende yere düşebilecek herhangi bir boşluk olmadığından risk sıfırdı. Gerçekleşebilecek bir kazada yanımdaki abinin göbeği hava yastığı olarak can güvenliğimi sağlayabilirdi. Ve yine ön kapıdan binmek isteyenlerin aynı veryansınları: ‘’Arka taraf boş, ilerleyin!’’ Nasıl bir boşluk vardı ki biz göremiyorduk? Kafayı yedirtirler insana! Önümdeki abinin bıyıkları benim ağzımdaydı neredeyse. Sanki bıyıkları ortak kullanıyormuşuz gibi bir görüntü vardı. Etrafımdaki 4 kişiyle adeta bütünleşmiş bir vaziyet içerisindeydim. Boşluk boşluk dedikleri yerde randımanlı bir şekilde nefes almak için soluyacağım kendime ait bir O2(oksijen)im bile yoktu. Etrafımdaki insanların çıkardığı CO2 inin O2 sini alıp iktisatlı bir şekilde kullanmaya çalışıyordum…

Sonunda ön kapı da kapatılır ve ilerlenir. Anlamadığım bir şey daha var; son durakta tıka basa dolu olan otobüs, nasıl oluyor da ilk 3-4 durakta inen olmadığı halde, her durakta üçer-beşer kişi daha alabiliyor? Bu konu karşısında matematik ve fizik dünyası suskun…

Yoğunluğun gittikçe arttığı otobüste, kalabalıktan sitemli bir ses duyulur: "Bu ne arkadaşım yav, insanlar üst üste gidiyor!”Etraftaki mülayim insanlar da bunu bekliyormuşçasına, "Evet evet doğru, bu ne yav!” gibi sözlerle o cengaveridestekler. O ses artık konuşacağı zemini hazırlamıştır, başlar konuşmaya: "Bu ilçenin belediyesi, büyükşehir belediyesiyle aynı partiden değil ya ondan böyle yarım saatte bir otobüs gönderiyorlar bu güzergaha. Bu adamlar böyle işte! Gelse ya belediye başkanı, bu otobüsle bir yolculuk yapsa! Yok, o beyim makam arabasıyla gezsin tabi, burada işi ne!” diyerek toplu taşıma şirketinden başlayarak belediyeye geçer, oradan mevcut hükümetten girerek devlet içindeki kadrolaşmadan taa kişi başına düşen gayri safi milli hasılaya kadar ne varsa veryansın ederek içini döker. O kişi bellidir aslında hep, onun derdi kalabalıkla da değildir zaten. Otobüs tenha olsa da konuşur. Bu sefer de şoförün yanına gider ve "Yav koca otobüsü 10 kişi için çalıştırıyorlar, yazık be kardeşim sana da. Sen de evine ekmek götürüyorsun, ayıp be bunların yaptığı. Gelse ya belediye başkanı şurada 2 gün otobüs kullansa! Yok, o beyim makam arabasıyla gezsin tabi burada işi ne!” diyerek giriş gelişme bölümünü az bir rötuşla değiştirip her zamanki sonuca varır. İçini döken amca artık rahatlamıştır. Şimdi gönül rahatlığıyla gideceği yerde iner.

Sıkışık otobüs yolculuğunda çıkan tek ses bu da değildir tabi. Enerji fazlalığı olan 3-4 genç bir arada otobüse binmişlerdir. Ve eğlendiklerini belirtmek için devamlı espri yaparak gülerler. Otobüs içinde o rahatsız edici kahkahalar yükselir. Bu olay, otobüsteki tüm yolcuları rahatsız eder ama kimse sesini çıkarmadığından gençler eğlenmeye devam eder. Ta ki iri yapılı, kalın sesli bir abinin "Yeter be birader! Bi susun artık! Sizi mi dinlicez!’’ demesiyle o kahkahalar son bulur. Tabi bu olay yanlış anlaşılmasın, gençler abisine saygılarından susarlar(!) Bu saygı, pazı kalınlığıyla doğru orantılı olarak artar. İri yapılı abiden cesaret alanlar, içlerinde biriktirdiklerini ortaya dökerler: "Huzur bırakmadınız sabah sabah! Bindiğinizden beri dırdırdır! Bu ne yav!”

Bir de yaşlılara yerini vermek istemeyen koltuk sevdalısı gençler olabilir. Onların tepesinde de "Cık cık cık! Bunlar bir de öğrenci olacak! Okulda bunları mı öğretiyorlar! Biz de öğrenci olduk arkadaş. Bizim zamanımızda öğrenciler, arka beşliden başka yerde oturamazlardı.” diyerek yaşlıların önünü açar.Hemen bir başkası söze atılır: "Bizim rahmetli Osman amcamız vardı. Oturan genç gördü mü kulağından tuttuğu gibi kaldırırdı. Biz de saygılıydık tabi. Yeni nesil nerdeee!…” Bunu gibi daha nice homurdanma gelir etraftan. Utanan gençler kalkıp yer verir. Yer vermemekte kararlı olan gençler ise uyuma numarası yaparak koltuklarını korurlar.

Otobüs, ineceğim durağa yaklaşınca anlamsız bir hüzün kaplariçimi niyeyse, bilmem… Belki de yanımdakilerin benim ineceğim durakta inmeyeceklerindendir. Sıcakkanlı insanlarız işte, benimseriz hemen bazı şeyleri… Otobüsü d benimsediğimiz gibi…
2013-12-02 22:55:01
Okunma Sayısı: 35645
Yasal Uyarı: Alem-i İslam yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Yazarın Önceki Yazıları: